Büyü Nedir? Manevi Açıdan Nasıl Değerlendirilmelidir?
Büyü, insanlık tarihi boyunca birçok toplumda konuşulmuş, korkulmuş ve merak edilmiş konuların başında gelmiştir. Eski çağlardan günümüze kadar farklı kültürlerde çeşitli şekillerde varlık gösteren bu kavram, İslamî açıdan da ciddiyetle ele alınan manevi meselelerden biridir. Bu nedenle büyü konusu, kulaktan dolma bilgilerle değil; dikkatli, ölçülü ve bilinçli bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.
Genel anlamda büyü; insanların iradesini, ruh halini, ilişkilerini veya hayat düzenini olumsuz yönde etkilemek amacıyla yapılan kötü niyetli manevi uygulamalar olarak tarif edilmektedir. Halk arasında büyüye dair çok sayıda anlatım bulunmakta; kimi zaman her aksilik, her huzursuzluk ya da her beklenmedik problem doğrudan büyüyle ilişkilendirilmektedir. Oysa bu noktada son derece dikkatli olmak gerekir.
Öncelikle bilinmelidir ki, insan hayatında yaşanan her sorun büyü kaynaklı değildir. Aile içi problemler, iletişim bozuklukları, psikolojik yorgunluk, stres, sağlık sorunları, maddi baskılar ve duygusal yıpranmalar da kişide derin bir sıkıntı oluşturabilir. Bu yüzden her olumsuzluğu büyüye bağlamak hem yanlış değerlendirmelere yol açar hem de insanı gereksiz korkuların içine sürükleyebilir.
Büyü meselesinde en önemli noktalardan biri, kişinin yaşadığı durumu soğukkanlılıkla değerlendirebilmesidir. Sürekli ters giden işler, ani huzursuzluklar, açıklanmakta zorlanılan iç sıkıntıları veya ilişkilerde sebepsiz gerilimler bazı insanlarda şüphe uyandırabilir. Ancak bu tür durumların varlığı, tek başına kesin bir hüküm vermek için yeterli değildir. Çünkü aynı belirtiler, hayatın doğal akışı içinde farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir.
Bilmeniz gereken ki büyü yaptırmak HARAM'dır.
Hayırlı bir iş için büyü yaptırılmakta HARAM'dır.
Bay ve bayan kişinin iradesine müdahale etmek, ikna etmek için büyü
yaptırmak HARAM'dır.
İslam'da büyücülerden, evlilik için, büyücülerden destek almak yoktur.
Ayetler ve dualar ile Esmalar ile söylenerek büyüler yalandır. Büyü yapmak ve
yaptırmak insanı KAFİR yapar…
Kitabımız Kuran-ı Kerimde Felak ve Nas sürelerinde, rabbimiz bize buyuruyor
ki
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
De ki Yarattığı varlıkların kötülüğünden, çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınır. (Felak Suresi)
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların hükümdarına, insanların ilahına, O sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar. Gerek cinlerden, gerek olmaması. (Nas suresi)
Bir başka Ayet-i Kerimede
Buna göre, Allah'ın evinden ellerinde bulunan Kitabı
(Tevrat) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir
kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı'nı (Tevrat'ı) arkalarına
attılar.
Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli
insanların) uyumları yalanların ardı ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü
yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlar sihri ve (özellikle de)
Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham alınan (sihri) öğretilmeye
dayanıklı küfre girdiler. Oysa o iki melek, biz ancak imtihan için gönderilmiş
birer meleğimiz. (Sihri caiz girer de) sakın küfre girme, demedikçe, kimse
(sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) kayıtlı kişi ile karısını
birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni
olmadığı sürece o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak)
kendilerine zarar veren, fayda sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu
satın alan ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerinin
karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi. ( Bakara suresi 101 –
102 )
İslamî anlayışta büyü, ciddiye alınan ve uzak durulması gereken bir meseledir. Kötü niyetle yapılan manevi müdahaleler, insanın hayatında huzursuzluk oluşturabilecek tehlikeli davranışlar arasında değerlendirilmiştir. Bu yüzden kişinin hem kendisini koruması hem de bu tür alanlarda bilinçli olması önemlidir. Ancak burada esas olan, insanı korkuya teslim etmek değil; onu manevi olarak daha sağlam bir zemine taşımaktır.
Büyü konusuyla karşı karşıya olduğunu düşünen bir kişinin önce manevi hayatını gözden geçirmesi gerekir. Dua, ibadet, Kur'an-ı Kerim tilaveti, özellikle koruyucu sure ve ayetlerin okunması; kişinin manevi direncini artıran önemli dayanaklardandır. Bunun yanında yaşam düzeni, ruhsal denge ve zihinsel yorgunluk hali de dikkate alınmalıdır. Çünkü bazen insanın yaşadığı daralma, metafizik bir etkiden çok yoğun hayat yükünün bir sonucu da olabilir.
Bu alandaki en büyük tehlikelerden biri de istismardır. İnsanların korkularını büyüterek, her durumu kesin biçimde "büyü var" diye yorumlamak; onları hem maddi hem manevi açıdan zarara uğratabilir. Gerçek rehberlik, insanı çaresizliğe iten değil; ona bilinç, denge ve güven kazandıran bir anlayışla yürütülmelidir. Bu sebeple büyü gibi hassas konularda ehil, dikkatli ve ölçülü bir yaklaşım son derece önemlidir.
Büyü konusunu değerlendirirken iki aşırı uçtan da uzak durmak gerekir. Bir yanda her şeyi büyüye bağlayan abartılı yaklaşım, diğer yanda ise her manevi ihtimali tamamen yok sayan bir bakış açısı vardır. Sağlıklı olan ise; dini hassasiyeti koruyarak, aklı ve sağduyuyu elden bırakmadan meseleye yaklaşmaktır. İnsan, yaşadığı sıkıntıyı doğru anlamlandırabildiğinde hem daha sağlam durabilir hem de daha doğru adımlar atabilir.
Sonuç olarak büyü, hafife alınacak bir konu değildir; ancak her problemin tek açıklaması haline de getirilmemelidir. Bu mesele korku ve paniğe kapılarak değil; manevi bilinç, dikkatli değerlendirme ve güçlü bir iç dengeyle ele alınmalıdır. İnsan için en büyük koruma; sağlam bir manevi hayat, düzenli ibadet, samimi dua ve güvenilir rehberliktir.
